
YAZI DÜKKANI AKADEMİ YAZARLARI
NURETTİN ŞENOL
CANAVAR DÜZENLE SAVAŞIM
Avrupa’da da anamalcı (kapitalizm) düzen var.
Ancak yurttaşını koruyacak, insan haklarını göz önünde tutacak; geçerli, işleyen, adil bir “HUKUK” var. Onun için insanların bu düzenden zarar görmesini önleyen düzenekler yasal olarak kurulmuş, uygulanıyor.
Yargı kurumu, özerk, özgür, güvenilir ve ülkenin en tepesindeki yetkiliye / yöneticiye varıncaya dek yargılayabiliyor.
Denetimli bir anamalcılık diyebiliriz buna.
*
Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde ise yurttaş, düzenin her türlü vurgunu, saldırısı karşısında korumasız. Avrupa taklidi Anayasamız, yasalarımız olsa bile yasaların uygulanması olası değil.
Baskıcı bir yönetim karşısında tüm kurumlar inme inmiş gibi işlemez oluyor.
Düzen güçlülerden yana işliyor, hep ezilen güçsüz ve yoksullar oluyor.
Atatürk’ten kalan karma ekonomik düzenin etkisiyle evrensel anamalcı güçlerin ülkemizdeki yıkımları fazla duyumsanmamıştı.
Artık şimdi silindir gibi üzerimizden geçiyor.
*
Özelleştirme denen salgın hastalığa yakalananlar ağız ishali olmuş, sırıta sırıta nasıl “Babalar gibi sattıklarını” kasıla kasıla kameralar önünde söylemişlerdir.
Özelleşince devlet yükten kurtulacak, işletmeleri olmayacaktı.
Peki özel kurum ve kuruluşlar yükü kimin sırtına katlayarak yükledi?
Özel sektörde hizmette yarış var denmişti.
Bu yarışın yurttaşı soymak, sömürmek için olduğunu yaşayarak gördük.
Hiçbir şey bizden yana olmadı. Şimdi bizde CANAVAR DÜZEN (anamalcılık / kapitalizm) aldı başını gidiyor.
Bıçaklarının önü de arkası da kesiyor.
Kurtuluş yok, bizi koruyan devlet de yok, hukuk da…
Varsıllar devletle bir olmuş yurttaşı sömürüyorlar.
Bunları halkımıza anlatmamız gerek…
**
1992 yılında Almanya’dan döndüm. Aldığım arsa üzerine yaptırdığım evimin kaba inşaatı bitmişti.
Bir yıl süren ince işçilikleri de bitmiş, 1993 yılında yeni evime taşınmıştım.
Tanıdığım koyun çobanı İ.Ü. ile karşılaştığımızda bana “Güle güle otur Hocam, bir eksiğin var mı” dedi. “Sağ ol, her şey tamam da telefonum yok. Yazıldım da ne zaman bağlayacakları belli değil” dedim.
“Telefonunu yarın evinde bil” demez mi!
Ertesi günü okuldan geldiğimde telefonumun bağlandığını görmek beni çok şaşırtmış, sevindirmişti.
Yeniden karşılaştığımızda İ.Ü.ye bu işin nasıl olduğunu sorduğumda “İki çuval nohut samanı ile oldu” dedi. Gene şaşırdım. “Bölge müdürünün evde kurbanlığı varmış, bana bir gün önce saman sormuştu. Evine götürdüm, telefon işini de kulağına fısıldadım. Hepsi bu kadar” dedi.
**
Kablolu telefonları eskiden PTT veriyordu. Açılımı Posta Telgraf Telefon idi.
Sonra şirketleşti, özelleşti, adı Türk Telekom oldu. Çalışma düzeni değişti. Önceden belli bir sürdürümcü (abone) ücreti ödenir, karşılığında diyelim ki 100 kontör hakkımız olurdu. Artarsa bir sonraki aya devrederdi. Böylece az konuştuğunda kontörler boşa gitmiyor, sonra kullanabiliyorduk. Kuşkusuz bu adil bir uygulamaydı.
Türk Telekom oldu, sabit ödeme var, ayrıca üzerine konuşma ücreti ekleniyordu. Sabit ücret sorma ver parası oldu. Hiç konuşmasan da her ay ödeniyordu.
*
Bu duruma karşı çıktım, çeşitli yetkililere yazdım, tartıştım, hiçbir şey değişmedi. Cep telefonları da yaygınlaşmaya başlamıştı. Cep telefonu aldım ve sürdürümcülüğüme son vermek istediğimi bir dilekçeyle bildirdim. Beni kararımdan döndürmeye çabaladılar. Siz benim aklımla alay ediyorsanız, ben de tepkimi böyle gösteririm dedim.
Akrabalarım, tanıdıklarım, komşularım kim varsa onlara da haksızlığı anlatarak ev telefonlarını kapatmalarını söyledim. İnsanlar akın akın sürdürümcülük bitirmeye koştukça Türk Telekom görevlileri şaşırdılar. Bu akımı durduracak bir karar çıkarmadılar. Sabit (sorma ver) sürdürümcülük ödentisi sanırım daha sürmektedir.
**
İstanbul’da genelağ/ bilgisunar bağlantım Türk Telekom TTNET idi. Orada da çeşitli tartışmalarım, başvurularım oldu. Biri var ki çok çarpıcıdır.
Bir ay faturam birden yükselmiş olarak gelince Türk Telekom Müdürlüğüne gittim. Bir dilekçeyle farklı faturayı da ekleyerek sundum. İncelediler. “Siz tarife değişikliği yapmışsınız” dediler. “Benim böyle bir tarife değişikliğinden bilgim / ilgim yok, başvuru yapmadım” dedim. “İmzanız var” dediler. “Benim imzam olamaz” dedim. “Belki evden biri imzalamıştır” dediler.
Ben, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Bu telefon aboneliği kimin üzerine yazılı ise yetkili o değil midir? Telefon görüşmelerinde abone sahibi siz misiniz diye sormuyor musunuz? Evden başka birinin imzası ile tarife değiştirebilir misiniz? Benim ilk başvurudaki imzam dosyada vardır. Karşılaştırın, ben tarife değişikliği istemedim” dedim.
Müdür söz konusu imzanın bulunduğu belgeyi getirdiler. Bana da boş bir kağıt uzatıp imza atmamı istediler. İmzaladım. Müdür karşılaştırdı, “Haklısınız bu imza sizin değil” dedi.
Ben, “Bu belgeyi kimin imzaladığını biliyorsunuz, gerekeni yapmanızı isterim” dedim. Müdür, “Zavallı memur ekmeğinden olur” deyince, “Siz baştan beri bu oyunun içindesiniz, belli ki hepinizi daha çok kazanç için baskı altında çalıştırıyorlar. Hepiniz aynı sömürü makinesinin çarklarısınız. Özelleştikten sonra artık özel soygunlar başladı. Siz de bu düzenin maşalarısınız” dedim.
**
TTNET’ten kurtulmak için sokağımızda kablo döşemi olmayan Uydunet- Kablo TV kurumuna dilekçe verdim. Komşulara da dilekçe yazıp imzalattım, gönderdim.
Belli bir süre sonra binalara kablolar döşendi. Evlere bağlandı. İlk bilgisunar bağlantısını ben yaptırdım. Böylece TTNET ‘ten kurtuldum.
Şimdi de özelleşme adımı atılan Kablo TV – UyduNET ile savaş başlamaz umarım…
5 Kasım 2019
#yazıdükkanıkültürsanateğitimyazıları
#nurettinşenolaralıkyazıları
#canavardüzenlesavaşım
Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.